Bir eğitim kurumunu mimari müdahalelerle kademeli olarak nasıl dönüştürebiliriz?

ATÖLYE, Özel Sezin Okulu’nın ilkokul ve anaokul alanlarını bir araya gelmeyi, öğrenmeyi ve birlikte çalışmayı teşvik eden esnek bir pedagojik alana dönüştürdü. Bu projede, Okul Yönetim Kurulu ile iş birliği yaparak bilgi merkezli deneyimi öğrenci merkezli olana doğru yönlendiren bir zihinsel model kullanıldı. ATÖLYE, bu dönüşümü sağlamak için, tasarım sürecini gerçekten kullanıcı merkezli hale getirmek için mimari prosedürlerin ötesine geçti. ATÖLYE’nin katılımcı yöntemi, kurumun “kendini bir anda değşimin içinde bulduğu” bir yaklaşım yerine “kolayca geçiş yaptığı” bir geleceği birlikte hayal etmek için alan yarattı.

Proje Mimarı: Nesile Yalçın

Proje Ekibi: Begüm Ural, Can Görgün, Elif Karaköse, Nesile Yalçın

Komünite: Ece Çiftçi (grafik tasarım)

Mimarlar, grafik tasarımcılar, mühendisler ve kullanıcı deneyimi tasarımcılarından oluşan çok disiplinli bir ekip 100 saatin üzerinde saha çalışmasını tamamladı ve eğitim alanlarındaki yerel ve küresel eğilimleri analiz etti. Tasarım araştırması, öğretmenlerle ve öğrencilerle yapılan görüşmeleri, kültürel sorgulamaları, çizim/model yapımına odaklanan ortak tasarım atölyelerini ve yerinde gözlemleri kapsayan ilk tartışmaları çerçeveledi. Öğretmenler, okul yönetimi, anaokulu ve ilkokul öğrencileri ile birlikte tasarım yapılan görselleştirme ve modelleme çalışmaları düzenlendi.

Bu aşamadan beklenmedik, öğrenci merkezli anlayışlar ortaya çıktı. İlk olarak, ilkokul öğrencilerinin sunumları için oluşan bir “sahne alanı” ihtiyacı ve öğrencilerin bireysel masalarından ayrı bir kişisel alan ihtiyacı” belirginleşti. ATÖLYE, “sahnede” olan öğrenciler için spot ışıkları da dahil olmak üzere farklı amaçlar için aydınlatma ayarları tasarlayarak bu içgörülere odaklanan tasarımlar geliştirdi. Tasarımcılar ayrıca okul içindeki ortak alanları sınıflandırarak kişisel alandan sınıfla paylaşılan alana ve sınıfla paylaşılan alandan bütün okul ile paylaşılan alanlara geçişi vurguladı.

İlginç bir bulgulardan bir tanesi de, mevcut okul ve sınıf tasarımlarının bol miktarda açık oyun alanına sahipken, “sakinlik” ve “iç gözlem” ihtiyaçlarını karşılamamasıydı. Bu yaklaşım, yalnızca dışa dönük öğrencilerin ihtiyaçlarına öncelik veriyordu. Buna karşılık olarak, tasarım ekibi, okuma, birbirinden öğrenme, dinlenme veya samimi bir konuşma gibi çoklu işlevlere izin veren, yastıklı oturma özelliğine sahip “sınıf içinde bir çatı katı” yaklaşımı geliştirdi.

ATÖLYE, ortaya çıkan içgörülere dayanarak, öğrencilerin vücutlarını rahat şekillere sokmalarını sağlayan, açıları dikkatlice tasarlanmış, geleneksel sınıflardaki statik oturma düzenine ters olan modüler sınıf mobilyaları geliştirdi. En üst düzeyde işlevselliğe ve sürdürülebilirliğe dikkat ederek her özel tasarım mobilya parçası hareket özgürlüğü için tekerleklerle donatıldı. Bunun yanında, Her mobilya parçası, öğrencilerin fikirlerinin akışını kolaylaştırmak ve kişiselleştirilmiş düşünce alanları sağlamak için yazılabilir dikey ve yatay yüzeyler içeriyordu.

Tasarım dili açısından, ilkokul alanı boyunca kullanılan mekansal grafikler, mekanların belirlenmesine yardımcı olmanın yanı sıra, hem öğrenciler hem de öğretmenler için okulların “aşırı ciddi” bir kurum olması fikrine meydan okuyan sevimli ve cinsiyetsiz bir karakter içeriyordu.

Son olarak, öğrenci merkezli bir pedagojik yaklaşımı vurgulamak için, öğretmenlerin masaları öğrencilerinkiyle tam olarak aynı boyutlarda tasarlandı. Bu sayede, sınıf içindeki güç ilişkisini eşitleyen yeni bir dinamik yaratıldı.

Bu projenin tasarım ilkelerinin öğrenme alanları tasarlayan bütün tasarımcılar için ilham kaynağı olmasını ve okullarda öğrenciyi odağına alan müdahalelerin etkisini artırmasını umuyoruz.


Benzer Projeler